|
GunesinGozu
|
 |
« Yanıtla #41 : 26 Ocak, 2012, 19:01:40 » |
|
Bir Acayip Duygu
«Mürdüm eriği çiçek açmıştır. -- ilkönce zerdali çiçek açar mürdüm en sonra -- Sevgilim, çimenin üzerine diz üstü oturalım karşı-be-karşı. Hava lezzetli ve aydınlık " fakat iyice ısınmadı daha " çağlanın kabuğu yemyeşil tüylüdür henüz yumuşacık... Bahtiyarız yaşayabildiğimiz için. Herhalde çoktan öldürülmüştük sen Londra'da olsaydın ben Tobruk'ta olsaydım, bir İngiliz şilebinde yahut... Sevgilim, ellerini koy dizlerine " bileklerin kalın ve beyaz " sol avucunu çevir : gün ışığı avucunun içindedir kayısı gibi... Dünkü hava akınında ölenlerin yüz kadarı beş yaşından aşağı, yirmi dördü emzikte... Sevgilim, nar tanesinin rengine bayılırım " nar tanesi, nur tanesi " kavunda ıtrı severim mayhoşluğu erikte ..........» .......... yağmurlu bir gün yemişlerden ve senden uzak " daha bir tek ağaç bahar açmadı kar yağması ihtimali bile var " Bursa cezaevinde acayip bir duyguya kapılarak ve kahredici bir öfke içinde inadıma yazıyorum bunları, kendime ve sevgili insanlarıma inat.
07.02.1941
Nazım Hikmet Ran
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
GERİ DÖNMEK İSTEYENİN GEÇMEMESİ GEREKEN BÖLGESİNE AYAK BASTIM HAYATIN..
dante(ilahi komedya)
|
|
|
|
GunesinGozu
|
 |
« Yanıtla #40 : 26 Ocak, 2012, 19:01:14 » |
|
Beyazıt Meydanı'ndaki Ölü
Bir ölü yatıyor on dokuz yaşında bir delikanlı gündüzleri güneşte geceleri yıldızların altında İstanbul'da, Beyazıt Meydanı'nda.
Bir ölü yatıyor ders kitabı bir elinde bir elinde başlamadan biten rüyası bin dokuz yüz altmış yılı Nisanında İstanbul'da, Beyazıt Meydanı'nda.
Bir ölü yatıyor vurdular kurşun yarası kızıl karanfil gibi açmış alnında İstanbul'da, Beyazıt Meydanı'nda.
Bir ölü yatacak toprağa şıp şıp damlayacak kanı silâhlı milletimin hürriyet türküleriyle gelip zaptedene kadar büyük meydanı.
Mayıs 1960
Nazım Hikmet Ran
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
GERİ DÖNMEK İSTEYENİN GEÇMEMESİ GEREKEN BÖLGESİNE AYAK BASTIM HAYATIN..
dante(ilahi komedya)
|
|
|
|
GunesinGozu
|
 |
« Yanıtla #39 : 26 Ocak, 2012, 19:01:26 » |
|
Beş Satırla
Annelerin ninnilerinden spikerin okuduğu habere kadar, yürekte, kitapta ve sokakta yenebilmek yalanı, anlamak, sevgilim, o, bir müthiş bahtiyarlık, anlamak gideni ve gelmekte olanı.
1946
Nazım Hikmet Ran
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
GERİ DÖNMEK İSTEYENİN GEÇMEMESİ GEREKEN BÖLGESİNE AYAK BASTIM HAYATIN..
dante(ilahi komedya)
|
|
|
|
GunesinGozu
|
 |
« Yanıtla #38 : 26 Ocak, 2012, 19:01:40 » |
|
Berkley
Behey Berkley! Behey on sekizinci asrın filozof peskoposu. Felsefenden tüten günlük kokusu başımızı döndürmek içindir. Hayat kavgasında bizi dizüstü süründürmek içindir. Behey Berkley, Behey Allahın Cebrail şeklindeki Ezraili, Behey on sekizinci asrın en filozof katili! Hâlâ geziyor İskoçya köylerinde adımlarının sesi. Hâlâ uluyor adımlarının sesine tüyleri kanlı bir köpek. Hâlâ her gece titreyerek görüyor gölgeni İskoçya köylüleri evlerinin camlarında! Hâlâ kanlı beş parmağının izi var o beyaz buzlu camlar gibi şimal akşamlarında! Behey Berkley! Behey meyhane kızlarının kara cübbeli kavalyesi, Kıralın şövalyesi, sermayenin altın sesi, ve Allahın peskoposu! Felsefenden tüten günlük kokusu başımızı döndürmek içindir. Hayat kavgasında bizi dizüstü süründürmek içindir! Her kelimen kelepçelerken bileklerimizi, kıvrılan bir yılan gibi satırların sokmak istiyor yüreklerimizi. Beli hançerli bir İsaya benziyor resmin. Sivriliyor kitaplarından ismin sivri yosunlu ucundan kızıl kan damlıyan yeşil bir diş gibi. Her kitabın diz çökmüş önünde Rabbın kara kuşaklı bir keşiş gibi.. Sen bu kıyafetle mi bizi kandıracaktın, inandıracaktın? Biz İsanın vuslatını bekleyen bir rahibe değiliz ki! Behey Berkley! Behey tilkilerin şahı tilki! Çalarken satırların zafer düdüğü, küçük bir taş parçasının en küçüğü imparatorların imparatoru gibi çıkınca karşısına, hemen anlaşmak için bir kapı açıyorsun, binip Allahının sırtına soldan geri kaçıyorsun! Kaçma dur! Her yol Romaya gider, — bu belki doğrudur — fakat fikri evvel gören her felsefenin safsata iklimidir yelken açtığı yer! Bu bir hakikat — hem de mutlak cinsinden — ! İşte sen işte senin felsefen: Sen o sarı kırmızı rengini gördüğün cilâlı derisine parmaklarını sürdüğün parlak yuvarlak elmaya: «Fikirlerin bir terkibidir,» diyorsun! Dışımızda bize bağlanmadan var olan varlığı inkâr ediyorsun! Şu mavi deniz şu mavi denizde yüzen beyaz yelkenli gemi, kendi kendinden aldığın fikirlerdir, öyle mi? Mademki kendi fikrindir yüzen gemi, mademki kendi fikrindir umman, ne zaman var, ne mekân! Ne senin haricinde bir vücut ne senden evvel kimse mevcut, ne senden sonra kâinat baki bir sen bir de Allah hakikî. Lâkin ey kara meyhanelerin sarhoş papazı! Senin dışında değil miydi kıllı kollarında kıvranan meyhanecinin kızı? Yoksa kendi altında sen kendinle mi yattın? Diyelim ki senden evvel baban yok İsa gibi. Yine fakat bacakları arasından çıktığın Meryem gibi bir anan da mı yok! Diyelim ki yapyalnızsın Turu Sinada Musa gibi, ne yazık! Tevratını okuyan da mı yok! Çok yalan söylemişsin çok. Sen emin ol ki Berkley — olmasan da zarar yok — bu şi're benzer yazıda hissene düşen şey: biraz alay biraz şaka ve birkaç tokat — eldivensiz cinsinden — Neyleyim? Neş'e kavganın musikisidir. Kavgada kuvvetini kaybetmiş gibidir biraz neş'enin çelik ahengini duymayan adam; neş'e ... iyi şeydir vesselam, — baş döndürmezse eğer — ve işte bizimkiler güldüler mi, ağız dolusu gülüyorlar. Kabahat onların kuvvetinde: yoksa ne sende ne de bende! Dinle Berkley! — dinlemesen de olur — Biz dinleyelim: Beynimiz bal yoğuran bir kovan. Ona balı dolduran arıdır hayat. Aldığımız hislerin sonsuz derin pınarıdır kâinat! Kâinat geniş kâinat derin kâinat uçsuz bucaksız! Biz onun parçaları, biz ondan doğan bir sürü bacaksız! Biz o bacaksızların — anasını inkâr etmeyen cinsi — Çünkü biz emredenlere emir verenlerden değiliz! Bağlıyız toprağa kalın halatlar gibi kollarımızla! Çelik dişleri şimşekli çarklılar koparırken kara toprağın esrarını, biz seyretmedeyiz cihan içinden cihanların doğuşunu; kehkeşanların gümüş aydınlığında! Görmüşüz, görmedeyiz yılların yollarında toprak oluşunu kızıl kadife dudaklı kızların! Çiziyor hareketi gözlerimize sonsuz maviliklerde kuyrukluyıldızların sırma saçlarından kalan izler. Her habbe koynunda bir kubbeyi gizler!.. Şu denizler, şu denizlerin üstünde denizler gibi esen, rüzgârların uğultusu. Şu ipi kopmuş inci bir gerdanlık gibi damlayan su, şu bir damla su, uzaklaştıkça, yaklaşılan hakikati gizler.. Her yeni ummanla beraber bir yeni imkân! Kâinat geniş kâinat derin kâinat uçsuz bucaksız! Behey! Berkley! Behey bir karış boyuna bakmadan Karpatları inkâr eden cüce! Ahrete gittiysen eğer oradan bir taç gönder, süslemek için Allahının kafasını! Fakat buradan topla hemen tarağını tasını, Haraç mezat! Haraç mezat! götür pazara bir pula sat: Topraktaki saltanatın göğe çıkan tahtını! Yok üstünde tabiatın tabiattan gayri kuvvet!.. Tabiat geniş tabiat derin tabiat uçsuz bucaksız!..
1926
Nazım Hikmet Ran
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
GERİ DÖNMEK İSTEYENİN GEÇMEMESİ GEREKEN BÖLGESİNE AYAK BASTIM HAYATIN..
dante(ilahi komedya)
|
|
|
|
GunesinGozu
|
 |
« Yanıtla #37 : 26 Ocak, 2012, 19:01:18 » |
|
Benim Oğlan Fotoğraflarda Büyüyor
İçimde acısı var yemişi koparılmış bir dalın, gitmez gözümden hayali Haliçe inen yolun, iki gözlü bir bıçaktır yüreğime saplanmış evlât hasretiyle hasreti İstanbulun.
Ayrılık dayanılır gibi değil mi? Bize pek mi müthiş geliyor kendi kaderimiz? Elâleme haset mi ediyoruz? Elâlemin babası İstanbul'da hapiste, elâlemin oğlunu asmak istiyorlar yol ortasında güpegündüz. Bense burda rüzgâr gibi bir halk türküsü gibi hürüm, sen ordasın yavrum, ama asılamıyacak kadar küçüksün henüz. Elâlemin oğlu katil olmasın, elâlemin babası ölmesin, eve ekmekle uçurtma getirsin diye, orda onlar aldı göze ipi.
İnsanlar, iyi insanlar, seslenin dünyanın dört köşesinden dur deyin, cellât geçirmesin ipi.
Nazım Hikmet Ran
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
GERİ DÖNMEK İSTEYENİN GEÇMEMESİ GEREKEN BÖLGESİNE AYAK BASTIM HAYATIN..
dante(ilahi komedya)
|
|
|
|
GunesinGozu
|
 |
« Yanıtla #36 : 26 Ocak, 2012, 18:01:55 » |
|
Bayramoğlu
Mahpusanedeyim. Mahpusanede kalbimin kanayan çıplak ayakları ne zaman çok uzun bulsa yolunu, hatırlarım bilmem neden Azeri yoldaşım Bayram Oğlunu: Baki. Gece saat iki sularında .. Karaşehrin kara damlarında yatanlar görüyor kanlı renklerin nescini uykularında .. Yıldızların altında kara neft burguları hışırdıyor servilikler gibi derinden yüreğinden. Bakıyor uykulu sarı gözler kara topraktaki yağlı neft birikintilerinden. Gök kara, yıldızlar sarı. Tek katlı, düz damlı dört köşe tas dükkanların kapalı kara kapıları. Karaşehrin kara damlarında yatanlar görüyor kanlı renklerin nescini uykularında. Baki. Gece saat iki sularında Taşlarda yuvarlanan nal ve tekerlek sesleri. Seslerde seslenen sesler .. İşte bir fayton geçiyor geçmede geçti: son evlerin yakınından uzağından ırağından.. Kara bir lanettir ki bu, kopmuş geliyor gecenin dudağından... Bu faytonun fenerinde dehşeti var: hançerle oyulmuş kor ve derin gözlerin.. Taşlarda yuvarlanan nal ve tekerlek sesleri Gittikçe uzaklaşan, gittikçe alçalan sesler... Ortada demiryolu, sağ yanda Karaşehir; solda fabrikaların duvarları yükselir. Karşıdan fayton gelir. içinde Bayram Oğlu. Bağlanmış kolu Bayram Oğlunun.. Karşıdan fayton gelir içinde Bayram Oğlu. Jandarma sağı, Jandarma solu Bayram Oğlunun... Kolunu bağlamışlar kanadı kırık değil .. Gözünde toplanan hıçkırık değil... Gözleri ışık dolu Bayram Oğlunun. Karşıdan fayton gelir, içinde Bayram Oğlu. Ölümdür yolu Bayram Oğlunun Bayram Oğlunun..."
Kalbimi bunaltan bu dört duvar mı? Ölümden öteye köy var mı?
1927
Nazım Hikmet Ran
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
GERİ DÖNMEK İSTEYENİN GEÇMEMESİ GEREKEN BÖLGESİNE AYAK BASTIM HAYATIN..
dante(ilahi komedya)
|
|
|
|
GunesinGozu
|
 |
« Yanıtla #35 : 26 Ocak, 2012, 18:01:16 » |
|
Bahri Hazer
Ufuklardan ufuklara ordu ordu köpüklü mor dalgalar koşuyordu; Hazer rüzgârların dilini konuşıyor balam, konuşup coşuyordu! Kim demiş "çört vazmi!" Hazer ölü bir göle benzer! Uçsuz bucaksız başı boş tuzlu bir sudur Hazer! Hazerde dost gezer, e.....y!.. düşman gezer!
Dalga bir dağdır kayık bir geyik! Dalga bir kuyu kayık bir kova! Çıkıyor kayık iniyor kayık, devrilen bir atın sırtından inip, şahlanan bir ata biniyor kayık!
Ve Türkmen kayıkçı dümenin yanına bağdaş kurup oturmuş. Başında kocaman kara bir papak; bu papak değil: tüylü bir koyunu karnından yarıp geçirmiş başına! Koyunun tüyleri düşmüş kaşına!
Çıkıyor kayık iniyor kayık
Ve kayıkçı "Türkmenistanlı bir Buda heykeli" gibi dümenin yanına bağdaş kurup oturmuş, fakat, sanma ki Hazerin karşısında elpençe divan durmuş! O da bir Buda heykelinin taştan sükûnu gibi kendinden emin dümenin yanına bağdaş kurup oturmuş.
Bakmıyor kayığa sarılan sulara! Bakmıyor çatlayıp yarılan sulara!
Çıkıyor kayık iniyor kayık, devrilen bir atın sırtından inip şahlanan bir ata biniyor kayık!
- Yaman esiyor be karayel yaman! Sakın özünü Hazerin hilesinden aman! Aman oyun oynamasın sana rüzgâr!
- Aldırma anam ne çıkar? Ne çıkar kudurtsun karayel suları, Hazerde doğanın Hazerdir mezarı!
Çıkıyor kayık iniyor kayık çıkıyor ka... iniyor ka... Çık... in... çık...
1928
Nazım Hikmet Ran
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
GERİ DÖNMEK İSTEYENİN GEÇMEMESİ GEREKEN BÖLGESİNE AYAK BASTIM HAYATIN..
dante(ilahi komedya)
|
|
|
|
GunesinGozu
|
 |
« Yanıtla #34 : 26 Ocak, 2012, 18:01:44 » |
|
Ayağa Kalkın Efendiler
Behey! kaburgalarında ateş bir yürek yerine idare lambası yanan adam! Behey armut satar gibi san'atı okkayla satan san'atkar! Ettiğin kar kalmayacak yanına! soksan da kafanı dükkanına, dükkanını yedi kat yerin dibine soksan; yine ateşimiz seni yağlı saçlarından tutuşturarak bir türbe mumu gibi damla damla eritecek! Çek elini san'atın yakasından çek! Çekiniz!
Bıyıkları pomadlı ahenginiz süzüyor gözlerini hala koyda çıplak yıkanan Leyla'ya karşı! Fakat bugün ağzımızdaki ateş borularla çalınıyor yeni san'atın marşı! Yeter artık Yenicami tıraşı, yeter! Ayağa kalkın efendiler...
Nazım Hikmet Ran
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
GERİ DÖNMEK İSTEYENİN GEÇMEMESİ GEREKEN BÖLGESİNE AYAK BASTIM HAYATIN..
dante(ilahi komedya)
|
|
|
|
GunesinGozu
|
 |
« Yanıtla #33 : 26 Ocak, 2012, 18:01:55 » |
|
Asya-Afrika Yazarlarına
Kardeşlerim bakmayın sarı saçlı olduğuma ben Asyalıyım bakmayın mavi gözlü olduğuma ben Afrikalıyım ağaçlar kendi dibine gölge vermez benim orda sizin ordakiler gibi tıpkı benim orda arslanın ağzındadır ekmek ejderler yatar başında çeşmelerin ve ölünür benim orda ellisine basılmadan sizin ordaki gibi tıpkı bakmayın sarı saçlı olduğuma ben Asyalıyım bakmayın mavi gözlü olduğuma ben Afrikalıyım okuyup yazma bilmez yüzde sekseni benimkilerin şiirler gezer ağızdan ağıza türküleşerek şiirler bayraklaşabilir benim orda sizin ordaki gibi kardeşlerim sıska öküzün yanına koşulup şiirlerimiz toprağı sürebilmeli pirinç tarlalarında bataklığa girebilmeli dizlerine kadar bütün soruları sorabilmeli bütün ışıkları derebilmeli yol başlarında durabilmeli kilometre taşları gibi şiirlerimiz yaklaşan düşmanı herkesten önce görebilmeli cengelde tamtamlara vurabilmeli ve yeryüzünde tek esir yurt tek esir insan gökyüzünde atomlu tek bulut kalmayıncaya kadar malı mülkü aklı fikri canı neyi varsa verebilmeli büyük hürriyete şiirlerimiz
Moskova - 22.01.1962
Nazım Hikmet Ran
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
GERİ DÖNMEK İSTEYENİN GEÇMEMESİ GEREKEN BÖLGESİNE AYAK BASTIM HAYATIN..
dante(ilahi komedya)
|
|
|
|
GunesinGozu
|
 |
« Yanıtla #32 : 26 Ocak, 2012, 18:01:22 » |
|
Ağa Camii
Havsalam almıyordu bu hazin hali önce Ah, ey zavallı cami, seni böyle görünce
Dertli bir çocuk gibi imanıma bağlandım; Allah'ımın ismini daha çok candan andım.
Ne kadar yabancısın böyle sokaklarda sen! Böyle sokaklarda ki, anası can verirken,
Işıklı kahvelerde kendi öz evladı var... Böyle sokaklarda ki, çamurlu kaldırımlar,
En kirlenmiş bayrağın taşıyor gölgesini, Üstünde orospular yükseltiyor sesini.
Burda bütün gözleri bir siyah el bağlıyor, Yalnız senin göğsünde büyük ruhun ağlıyor.
Kendi elemim gibi anlıyorum ben bunu, Anlıyorum bu yerde azap çeken ruhunu
Bu imansız muhitte öyle yalnızsın ki sen Bir teselli bulurdun ruhumu görebilsen!
Ey bu caminin ruhu: Bize mucize göster Mukaddes huzurunda el bağlamayan bu yer
Bir gün harap olmazsa Türkün kılıç kınıyla, Baştan başa tutuşsun göklerin yangınıyla!
Nazım Hikmet Ran
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
GERİ DÖNMEK İSTEYENİN GEÇMEMESİ GEREKEN BÖLGESİNE AYAK BASTIM HAYATIN..
dante(ilahi komedya)
|
|
|
|
GunesinGozu
|
 |
« Yanıtla #31 : 26 Ocak, 2012, 18:01:52 » |
|
Açlık Ordusu Yürüyor
Açlık ordusu yürüyor yürüyor ekmeğe doymak için ete doymak için kitaba doymak için hürriyete doymak için.
Yürüyor köprüler geçerek kıldan ince kılıçtan keskin yürüyor demir kapıları yırtıp kale duvarlarını yıkarak yürüyor ayakları kan içinde.
Açlık ordusu yürüyor adımları gök gürültüsü türküleri ateşten bayrağında umut umutların umudu bayrağında.
Açlık ordusu yürüyor şehirleri omuzlarında taşıyıp daracık sokakları karanlık evleriyle şehirleri fabrika bacalarını paydostan sonralarının tükenmez yorgunluğunu taşıyarak.
Açlık ordusu yürüyor ayı ini köyleri ardınca çekip götürüp ve topraksızlıktan ölenleri bu koskoca toprakta.
Açlık ordusu yürüyor yürüyor ekmeksizleri ekmeğe doyurmak için hürriyetsizleri hürriyete doyurmak için açlık ordusu yürüyor yürüyor ayakları kan içinde.
Nazım Hikmet Ran
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
GERİ DÖNMEK İSTEYENİN GEÇMEMESİ GEREKEN BÖLGESİNE AYAK BASTIM HAYATIN..
dante(ilahi komedya)
|
|
|
|
GunesinGozu
|
 |
« Yanıtla #30 : 26 Ocak, 2012, 18:01:48 » |
|
Açların Gözbebekleri
Değil birkaç değil beş on otuz milyon aç bizim!
Onlar bizim! Biz onların! Dalgalar denizin! Deniz dalgaların!
Değil birkaç değil beş on 30.000.000 30.000.000! Açlar dizilmiş açlar! Ne erkek, ne kadın, ne oğlan, ne kız sıska cılız eğri büğrü dallarıyla eğri büğrü ağaçlar! Ne erkek, ne kadın, ne oğlan, ne kız açlar dizilmiş açlar!
Bunlar! Yürüyen parçaları o kurak toprakların!
Kimi kemik dizlerine vurarak yuvarlak bir karın taşıyor!
Kimi deri... deri! Yalnız yaşıyor gözleri! Uzaktan simsiyah sivriliği nokta nokta uzayıp damara batan kocaman balı bir nalın çivisi gibi deli gözbebekleri, gözbebekleri! Hele bunlar hele bunlarda öyle bir ağrı var ki, bunlar öyle bakarlar ki!... Ağrımız büyük! büyük! büyük! Fakat artık imanımıza inemez tokat! Demirleşti bağrımız, çünkü ağrımız 30.000.000 deli gözbebekleri! Gözbebekleri! Ey beni ağzı açık dinleyen adam! Belki arkamdan bana bu kalbini haykırana "kaçık" diyen adam! Sen de eğer ötekiler gibi kazsan, bir mana koyamazsan sözlerime bak bari gözlerime; bunlar: Deli gözbebekleri! Gözbebekleri!
Eklenme Tarihi: 16.08.1999
Nazım Hikmet Ran
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
GERİ DÖNMEK İSTEYENİN GEÇMEMESİ GEREKEN BÖLGESİNE AYAK BASTIM HAYATIN..
dante(ilahi komedya)
|
|
|
|
GunesinGozu
|
 |
« Yanıtla #29 : 26 Ocak, 2012, 18:01:08 » |
|
23 Sentlik Askere Dair
Mister Dallas, sizden saklamak olmaz, hayat pahalı biraz bizim memlekette. Mesela iki yüz gram et alabilirsiniz, koyun eti, Ankara'da 23 sente, yahut bir kilodan biraz fazla mercimek, elli santim kefen bezi yahut, yahut da bir aylığına yirmi yaşlarında bir tane insan erkek, ağzı burnu, eli ayağı yerinde, üniforması, otomatiği üzerinde, yani öldürmeye, öldürülmeye hazır; belki tavşan gibi korkak, belki toprak gibi akıllı, belki gençlik gibi cesur, belki su gibi kurnaz, (her kaba uymak meselesi) belki ömründe ilk defa denizi görecek, belki ava meraklı, belki sevdalıdır. Yahut da aynı hesapla Mister Dallas, (tanesi 23 sentten yani) satarlar size bu askerlerin otuzbeşini birden İstanbul'da bir tek odanın aylık kirasına, seksen beş onda altısını yahut, bir çift ıskarpin parasına. Yalnız bir mesele var Mister dallas, herhalde bunu sizden gizlediler. Size yirmi üç sente sattıkları asker, mevcuttu üniformanızı giymeden önce de, mevcuttu otomatiksiz filan, mevcuttu sadece insan olarak, mevcuttu, tuhafınıza gidecek, mevcuttu hem de çoktan mı çoktan daha sizin devletin adı bile konmadan. Mevcuttu, işiyle gücüyle uğraşıyordu, mesela Mister Dallas, yeller eserken yerinde sizin New York'un, kurşun kubbeler kurdu o, gökkubbe gibi yüksek, haşmetli, derin. Elinde Bursa bahçeleri gibi nakışlandı ipek. Halı dokur gibi yonttu mermeri ve nehirlerin bir kıyısından öbür kıyısına ebem kuşağı gibi attı kırk gözlü köprüleri. Dahası var Dallas, sizin dilde anlamı pek de belli değilken henüz zulüm gibi, hürriyet gibi, kardeşlik gibi sözlerin, dövüştü zulme karşı o, ve istiklal ve hürriyet uğruna ve milletleri kardeş sofrasına davet ederek ve yarin yanağından gayri her yerde, her şeyde, hep beraber diyebilmek için, yürüdü peşince Bedrettin'in; O, tornacı Hasan, köylü Memet, öğretmen Ali'dir, Kaya gibi yumruğunun son ustalığı, 922 yılı 9 Eylül'üdür. Dedim ya, Mister Dallas, Herhalde bütün bunları sizden gizlediler. Ucuzdur vardır illeti. Hani şaşmayın, yarın çok pahalıya mal olursa size bu 23 sentlik asker, yani benim fakir, cesur, çalışkan milletim, her millet gibi büyük Türk milleti.
16.07.1953 Eklenme Tarihi: 18.10.2001
Nazım Hikmet Ran
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
GERİ DÖNMEK İSTEYENİN GEÇMEMESİ GEREKEN BÖLGESİNE AYAK BASTIM HAYATIN..
dante(ilahi komedya)
|
|
|
|
GunesinGozu
|
 |
« Yanıtla #28 : 26 Ocak, 2012, 18:01:27 » |
|
Bir Ayrılış Hikayesi Erkek kadına dedi ki: - Seni seviyorum, ama nasıl? avuçlarımda camdan bir parça gibi kalbimi sıkıp parmaklarımı kanatarak kırasıya, çıldırasıya... Erkek kadına dedi ki: - Seni seviyorum, ama nasıl? kilometrelerce derin, kilometrelerce dümdüz, yüzde yüz, yüzde bin beşyüz yüzde hudutsuz kere yüz... Kadın erkeğe dedi ki: - Baktım dudağımla, yüreğimle, kafamla; severek, korkarak, eğilerek, dudağına, yüreğine, kafana. Şimdi ne söylüyorsam karanlıkta bir fısıltı gibi sen öğrettin bana... Ve artık biliyorum: Toprağın Yüzü güneşli bir ana gibi En son, en güzel çocuğunu emzirdiğini...
Fakat neyleyim saçlarım dolanmış ölmekte olanın parmaklarına başımı kurtarmam kâbil değil! Sen yürümelisin, yeni doğan çocuğun gözlerine bakarak...
Sen yürümelisin, beni bırakarak...
Kadın sustu.
SARILDILAR
Bir kitap düştü yere... Kapandı bir pencere...
AYRILDILAR...
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
GERİ DÖNMEK İSTEYENİN GEÇMEMESİ GEREKEN BÖLGESİNE AYAK BASTIM HAYATIN..
dante(ilahi komedya)
|
|
|
|
GunesinGozu
|
 |
« Yanıtla #27 : 26 Ocak, 2012, 18:01:39 » |
|
sen esirliğim ve hürriyetimsin, çıplak bir yaz gecesi gibi yanan etimsin, sen memleketimsin.
Sen ela gözlerinde yeşil hareler, sen büyük, güzel ve muzaffer ve ulaşıldıkça ulaşılmaz olan hasretimsin...
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
GERİ DÖNMEK İSTEYENİN GEÇMEMESİ GEREKEN BÖLGESİNE AYAK BASTIM HAYATIN..
dante(ilahi komedya)
|
|
|
|